background

Kuzeytaş Hukuk

KİRA SÖZLEŞMELERİNDE KEFİLİN İMZASININ HUKUKİ NİTELİĞİ
KİRA SÖZLEŞMELERİNDE KEFİLİN İMZASININ HUKUKİ NİTELİĞİ
05-03-2026

    Uygulamada, kira ilişkileri çoğunlukla önceden hazırlanmış standart kira sözleşmeleri aracılığıyla kurulmaktadır. Bu tür sözleşmelerde genellikle kiracı ve kiraya verenin yanı sıra, kiracının borçlarını güvence altına almak amacıyla bir kefil öngörülmekte ve sözleşmenin altında “müteselsil kefil” sıfatıyla üçüncü bir kişinin imzasına yer verilmektedir. Kiraya verenler, söz konusu kefil imzasının, kiracının kira bedelini veya yan giderleri ödememesi hâlinde doğrudan kefile başvurma imkânı ile kendilerine güvence sağladıklarını düşünseler de kira sözleşmesi üzerinde yer alan kefil imzası, tek başına müteselsil kefalet açısından hukuken geçerli kabul edilmemektedir. Kefilin sorumluluğunun doğabilmesi için ayrıca usulüne uygun bir kefalet sözleşmesinin yapılması zorunludur.

    Türk Borçlar Kanunu, kefilin sorumluluğunun doğması için kefalet sözleşmesine sıkı şekil şartları getirmiştir. TBK’nın 583. maddesine göre kefalet sözleşmesi, yazılı olarak düzenlenmedikçe; kefilin sorumlu olacağı azami tutar ile kefalet tarihi açıkça belirtilmedikçe geçerlilik kazanmaz. Bunun yanı sıra kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve eğer müteselsil kefil sıfatıyla yükümlülük altına giriyorsa bu durumu, kendi el yazısıyla sözleşmede belirtmesi gerekmektedir.

    Öte yandan TBK’nın 584. maddesi uyarınca, kefilin sözleşmenin kurulduğu tarihte evli olması hâlinde, eşinin açık rızasının alınması da geçerlilik şartları arasında yer almaktadır. Eş rızası, kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce ya da en geç sözleşmenin kurulduğu anda alınmalıdır. Sonradan verilen rıza, kural olarak kefaleti geçerli hâle getirmemektedir.

    Kefaletin kapsamının, türünün ve kefilin hangi borç için sorumluluk üstlendiğinin açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi; kefalet türünün kefilin el yazısıyla yazılması, geçerli bir kefalet ilişkisinin inşası açısından şarttır. 

    Sonuç olarak, yalnızca kira sözleşmesinin altına atılan bir imza, kefilin hukuki sorumluluğuna başvurulabilmesi için yeterli değildir. Kanunda öngörülen şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmiş, kefilin iradesini açık ve bilinçli biçimde ortaya koyan geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunmadığı sürece, kiraya verenin doğrudan kefile başvurması mümkün olmayacaktır. Bu nedenle hem kiraya verenlerin hem de kefil olacak kişilerin, kira sözleşmesi yapılırken kefaletin hukuki sonuçları ve geçerlilik şartları konusunda dikkatli olmaları, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.